|
|
11 Aralık 2007 Salı | Kategori Aşk
beni öyle bi yerde bıraktın ki, hayat mı desem, zulum mü? sefil tutsaklığımla uçurumlarına asılı koydun beni ne zaman bitecek bu çile ey sevgili??? söyle ne zaman ineceğim yeryüzüne , ne zaman tutacağım hiç bırakmadan ellerini ne zaman geleceksin bana ne zaman gideceğim sana söyle ey sevgili ??? sazın tellerinde çal türkülerimi yüreğini yak ama silme sevgimi
sen git uzunca , bakma geri bazen usulca sokulurum yanına severim seni…….
11-12-2007
Yorum yok
30 Kasım 2007 Cuma | Kategori Aşk
yine yarım kaldık
seni yaşamadan ölmeyecektim…
sensiz yaşamayı öğrenmeliyim artık
yoksun sen
biçare gönlümün ilacı
yoksun artık
elleri hasret kokan
yüreği aşka yanan
gönlüme emir olan
gidiyorum,
seni sonsuzca terk ediyorum.
nefessiz kaldın artık
sesinde duyulmaz buralara
yüreğinde acımaz artık,
belki canın yanacak
ama çıkıp gidiyorum ben senden
cansız bir yürekle
seni terk ediyorum…
03-08-2007
Yorum yok
30 Kasım 2007 Cuma | Kategori Aşk
Ağır aksak gidiyorum bir gidişe
Ne bir umut ne de bir neşe
Kalmadı varlığıma delalet bir hece
Gidiyorum, cezbi-esareti yinele…
…
Yorum yok
30 Kasım 2007 Cuma | Kategori Aşk
YARA
Yorgun bir kelebek titreyen vücudum
Dağlara özendim de büyüdü umudum
Asudeyim bir gece vakti ansızın vuruldum
Gündüzün sonsuzluğuna artık mahkûmum
Bir hançer oldu saplandı yüreğime gözleri
Yanaklarımı ıslattı, gözlerimde doldu gizi
Yıllar yılı gezmişim ütopyada ben serseri
Dile gelen derdim aşkımın tek gerçeği
Derviş yunus olayım gezeyim diyar diyar
Aşkınla kavrulup ağlasam belki ar
Af dilemeye de yüzüm kalmadı yar
Yüreğimde bin bir yara hepsi birden sızlar
Yorum yok
30 Kasım 2007 Cuma | Kategori Aşk
***KÜÇÜĞÜM**** öyle güzel uyuyor ki kıyamıyorum uyandırmaya yeşil kentin büyülü kapılarını bir açsa, diyorum. Ama kıyamıyorum ona bekliyorum… Yavrusunun yemeğini hazırlamış bir anne gibi uyanmasını bekliyorum bir açsa diyorum. Bende görsem yeşil kentin büyüsünü O kente adını veren Mecnun’u, Ferhat’ı, Leyla’yı bir görsem diyorum ve o yeşil kente bir de ‘CAN’ bağışlıyorum açacak gözlerini biliyorum ben olamasam da yanında baktığı her yere büyülü kapıların anahtarını bırakacak duyuyorum! Çöller ayaklarının altında ezilmiş olacak ben gidemesem de O, en en sevgiliye varacak. SENİ SEVİYORUM KÜÇÜĞÜM
11 Aralık 2007 Salı | Kategori Aşk
beni öyle bi yerde bıraktın ki, hayat mı desem, zulum mü? sefil tutsaklığımla uçurumlarına asılı koydun beni ne zaman bitecek bu çile ey sevgili??? söyle ne zaman ineceğim yeryüzüne , ne zaman tutacağım hiç bırakmadan ellerini ne zaman geleceksin bana ne zaman gideceğim sana söyle ey sevgili ??? sazın tellerinde çal türkülerimi yüreğini yak ama silme sevgimi
sen git uzunca , bakma geri bazen usulca sokulurum yanına severim seni…….
11-12-2007
Yorum yok
30 Kasım 2007 Cuma | Kategori Aşk
yine yarım kaldık
seni yaşamadan ölmeyecektim…
sensiz yaşamayı öğrenmeliyim artık
yoksun sen
biçare gönlümün ilacı
yoksun artık
elleri hasret kokan
yüreği aşka yanan
gönlüme emir olan
gidiyorum,
seni sonsuzca terk ediyorum.
nefessiz kaldın artık
sesinde duyulmaz buralara
yüreğinde acımaz artık,
belki canın yanacak
ama çıkıp gidiyorum ben senden
cansız bir yürekle
seni terk ediyorum…
03-08-2007
Yorum yok
30 Kasım 2007 Cuma | Kategori Aşk
Ağır aksak gidiyorum bir gidişe
Ne bir umut ne de bir neşe
Kalmadı varlığıma delalet bir hece
Gidiyorum, cezbi-esareti yinele…
…
Yorum yok
30 Kasım 2007 Cuma | Kategori Aşk
YARA
Yorgun bir kelebek titreyen vücudum
Dağlara özendim de büyüdü umudum
Asudeyim bir gece vakti ansızın vuruldum
Gündüzün sonsuzluğuna artık mahkûmum
Bir hançer oldu saplandı yüreğime gözleri
Yanaklarımı ıslattı, gözlerimde doldu gizi
Yıllar yılı gezmişim ütopyada ben serseri
Dile gelen derdim aşkımın tek gerçeği
Derviş yunus olayım gezeyim diyar diyar
Aşkınla kavrulup ağlasam belki ar
Af dilemeye de yüzüm kalmadı yar
Yüreğimde bin bir yara hepsi birden sızlar
Yorum yok
30 Kasım 2007 Cuma | Kategori Aşk
***KÜÇÜĞÜM**** öyle güzel uyuyor ki kıyamıyorum uyandırmaya yeşil kentin büyülü kapılarını bir açsa, diyorum. Ama kıyamıyorum ona bekliyorum… Yavrusunun yemeğini hazırlamış bir anne gibi uyanmasını bekliyorum bir açsa diyorum. Bende görsem yeşil kentin büyüsünü O kente adını veren Mecnun’u, Ferhat’ı, Leyla’yı bir görsem diyorum ve o yeşil kente bir de ‘CAN’ bağışlıyorum açacak gözlerini biliyorum ben olamasam da yanında baktığı her yere büyülü kapıların anahtarını bırakacak duyuyorum! Çöller ayaklarının altında ezilmiş olacak ben gidemesem de O, en en sevgiliye varacak. SENİ SEVİYORUM KÜÇÜĞÜM
beni öyle bi yerde bıraktın ki, hayat mı desem, zulum mü? sefil tutsaklığımla uçurumlarına asılı koydun beni ne zaman bitecek bu çile ey sevgili??? söyle ne zaman ineceğim yeryüzüne , ne zaman tutacağım hiç bırakmadan ellerini ne zaman geleceksin bana ne zaman gideceğim sana söyle ey sevgili ??? sazın tellerinde çal türkülerimi yüreğini yak ama silme sevgimi
sen git uzunca , bakma geri bazen usulca sokulurum yanına severim seni…….
Gördüğüm en güzel rüya senin olduğun, Duyduğum en derin sevgisenin eserin, Gördüğüm en güzel dünya senin gözlerin, Ve kurduğum en güzel hayal sensin.
Aşka burun kıvırmayin o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için, Her bitkinin sürekli bakıma ihtiyaci olduğunu unutmayın.
Eğer öldüysen, şu anda yıldızlara uzanırsan, yıldızların ışıklarını topla. Taç şeklinde saçlarının arasında sonsuza dek parlasın.
Seni seviyorum diyebiliyorsam Bu sende bütün insanlığı , Bir anlamda bütün canlı olan herşeyi, Ve yine sende kendimi seviyorum demektir.
Gül bahçesinde geçse de ömrüm , Senin üstüne gül koklamam gülüm! Seni koklamak olsa da ölüm , İnan uğrunda ölmeye değersin gülüm
Sevmek saçak altına sığınan göçmen kuşun, Kar tanecikleri arasında uçuşan beyaz tüyünü görebilmektir.
Ben seni dün sevmedim çünkü dün bitti. Ben seni bugün sevmedim çünkü bugün bitecek. Ben seni yarın sevdim çünkü yarınlar hiç bitmeyecek
Mehtap sularda gümüşten bir iz bırakırken, Gökte yıldızlar parlıyordu. Yalnız kaldığım günler ve geceler, Kalbim her yerde seni arıyordu. Yaşamın kaynağı sevgiyse eğer, Sevgi mutluluk, mutluluk paylaşmak, Paylaşmak dostluk, dostluk hatırlanmak, Hatırlanmak unutulmamaksa eğer, demekki sevilmişiz.
Eğer birgün bulusacağımız yere gelemezsem. Dünyanın bütün renklerinden oluşan bir demet çiçek yaptır. Çünkü beni senden ayıracak olan tek kuvvet, Ölüm beni yakalamış demektir.
Sevmek seni seviyorum demek değil..... Seni seviyorum derken titremektir..
Karlı bir çam ormanında nefes almak bahtiyarlığına benzer seni sevmek..
Yüzünü alıyorum elime yaşam budur , Bir gülün akşamı da budur Seninle doğmak yeryüzüne her sabah Ve silinmek seninle.
Sen yollara yürürsen , çiçekler de yürür, şaşarım gülüşünün ardından güneş doğmazsa, Bir çocuk kapıları kırıp kırlara koşmazsa, Sen ufuk çizgisinin düşüncesiyle özgür, Gülüşü ışık olupta yüzüme akan düş, Sen uzak kıyıların adamı, Sen benim yüreğimde açan gülsün..
Sevgilim yalan söylersem sana, kopsun ve mahrum kalsın dilim Sana " SENİ SEVİYORUM" deme bahtiyarlığından sevgilim, Yalan yazarsam sana kurusun ve mahkum kalsın elim ,okşayabilmek saadetinden seni Sevgilim yalan söylerse sana gözlerim iki damla gözyaşı gibi avuçlarıma aksınlar Ve göremesinler seni birdaha.
Bana geleceksen herşeyinle benim olarak gel. Bir emanet gibi geldikten sonra, Yanımda olmanın ne anlamı kalır ki
Seni Sen olduğun için değil , Seni bende bulduğum için seviyorum .
Güneşin doğduğu da bir gerçek battığı da... Kalbimin attığı da bir gerçek, günün bittiği de.. Ne çıkar tüm gerçekleri saysak tek tek. Seni Seviyorum ya, iste o en büyük gerçek...
Özlemek güzel şeydir, özlüyorsa Özlenen Beklemek güzel şeydir, gelecekse beklenen Sevmek güzel şeydir, seviyorsa sevilen...
Benim sevgim, zaman ve uzaklıkla sınırlı değildir. Zamanı kaldırınca aynı andayız. Uzaklığı kaldırınca aynı yerdeyiz. O zaman her an ve her yerde seninle birlikteyiz...
Aşk yaşanır anlatılmaz..
Kalbim seni unutacak kadar hainse, Ellerim onu parçalayacak kadar asidir.
Sevdigini özgür bırak , Geri gelirse o senindir Geri gelmezse, zaten hiç senin olmamıştır...
Eğer çölde açan bir çiçek olsan Seni kurutmamak için hep ağlardım. Gözyaşımda bir damla olsaydın, Seni kaybetmemek için asla ağlamazdım.
Yanağına konan kar tanesi eriyip dudaklarına indiğinde, Hissettiğin o bir damla serinliği benimle paylaşmak istersen, Yönünü rüzgara dön ben o rüzgardayım...
Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç , bir tohumla başlar ; En uzun yolculuklar bir adımla başlar; Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar.
Seni unutmak zor anlatmaksa imkansız, Sen unutuldukca hatırlanan, Anlattıkca bitmeyensin meleğim..
Seni uzaktan sevmeyi, bana bakmadan görmeyi, Seni duymadan dinlemeyi, gözyaşlarımla gülmeyi Ve kavuşmak için sabretmeyi, Her şeyi öğrendim ama sensiz olmayı asla...
Duygular vardır anlatılamayan..sevgiler vardır kelimelere sığmayan... Bakışlar vardır insanı ömür boyu ağlatan...yollar vardır aşılması güç olan. Kalpler vardır acılarla parçalanan, ve insanlar vardır hiç unutulmayan. Sanma beni sevipte bırakanlardan. Benim sevgim mezara kadar olanlardan...
Bir Çiçeğin açmak için sebepler bulduğu gibi, Yaşama dair sebepler bulmak için yaşıyorum... Eğer bir gün gelir de yaşamak için bir sebep bulamazsam; Ölmek için bir sebep bulmuşum demektir
Bir yudum zehir olsan, bir an bile düşünmeden seni içerdim, Sırf seninle bir olmak ve seni içimde hissetmek için.
Sevgilim bilki senden uzak ne güzellikleri avutur beni bu şehrin, nede yıldızlı akşamları!... özlemin bir nehir olmuş YARAR GİDER İÇİMDEKİ DAĞLARI
Seni seviyorum kelimesini sana benden başka kimse söylemesin, Yalnız bana sakla dudaklarını seni benden başka kimse öpmesin, Ne olurdu her seven sevilse sanki, bu dünyada aşktan güzel ne var ki, Gel kollarıma öyle sarıl ki kimsenin çözmeye gücü yetmesin.
Seni niyemi seviyorum geçmişin içinde kaybolmuş beni Yeniden hayata döndürdüğün için çok ama çok seviyorum.
Kalbin hangi sevgi için çarpıyorsa yeni doğan günün güneşi Seni ona kavuştursun.
Hayatın en güzel anı herşeyden vazgeçtiğiniz zaman Sizi hayata bağlıyan biri olduğunu düşündüğünüz andır.
Sen benim gözlerimde saf bir gerçek, Yüreğime bahar getiren bir çiçeksin. Sen bedenimdeki yumuşak kudret, Gönül bahçemde uçuşan bir kelebeksin..
Ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi tutuyorum aklımda İçimi seninle ısıtıyorum bir yaşamak düşünsem "sus" deyip adınla başlıyorum.
Sevgili binlerce insan arasından gönül gözüyle görüp ayrı bir kimlik verdiğimizdi Her sözü büyü olan, dokunduğu herşeyi kutsallaştıran muhteşem insandı.
Yanındayken içimi saran ateş, sen yokken hayalinle canlanır. Gözlerimdeki parıltı senin sevginin eseri, Ve benim varlığım yanlız senin eserin.
Seni yüreğimden atabilsem atamıyorum, Seni gözlerimden silebilsem silemiyorum Sensizlik acısını çekemiyorum, Dönersen diye koştum camlara Ama yoksun yine yok..
Her sabah uyanıp yüzünü güneşe verdiğinde, Gücünü alamazsın sıcak sevgilerden, Unutma sakın bir sevgi bin sevgi doğurur ve O sevgilerden yepyeni bir dünya kurulur..
Ben Toprağım suyum sensin, ben yaprağım dalım sensin İlkbaharım yazım sensin sensiz hayat çekilmiyor.
|
Bu Vatan Bizim
Mehmedim yaralanmış bugün Bu akan kan bizim değilmi? Kurşun sıkarsın mehmedime Bu vatan bizim değilmi?
Hep bu bayrağın altında büyüdük Çanakkalede, sakaryada omuz omuza yürüdük Vatan uğruna kanlarımızı dökdük Bu vatan bizim değilmi?
Uyan kardeşim düşme gaflete Pişman olursun doğduğun güne Mehmetcik varken düşman eli değmez mabedime Bu vatan bizim değilmi?
Okullar yakılıyor, cana kıyılıyor Bu gaflet neden? Bilsen kimler seviniyor, Maşa olmuşsun düşman elinde Bu vatan bizim değilmi?
Bende askerim 'Ne Mutlu Türküm Diyene' Son sözüm düşmana; boşa kürek çekme, Dag gibi mehmetcikle bu vatan bölünmez Son damla kanda dökülmeden bir karış toprak VERİLMEZ!
|
|
|
|
Abdülkadir Selçuk |

|
| PAPATYA
|
|
Koskoca bir bahçede Demetler içinde bir papatya. Aşık olmuş, yanmış, tutuşmuş Ak sakallı bahçıvana... Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla Saatlerce ilgilenmesini. Buz gibi suyunu Sadece ona döksün istiyormuş... Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları. Kıskanıyormuş bahçıvanı Kırmızı güllerden, Sarı lalelerden, Mor menekşelerden. Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını...
Bir gün, Aşkı öyle büyümüş ki, Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş. Eğilivermiş boynu. Toprağa bakıyormuş artık. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş Ayaklarını görüyormuş. Bunada sükür diyormus. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek. Zaman akıp gidiyormuş. Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş. Ne var sanki boynumu kaldırsa Bi kerecik daha görsem yüzünü diyormuş. Yanıp tutuşuyormuş...
Ve işte bir gün.. Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış. İncecik bedenini ellerinin arasına almış. Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş Bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı. Hâlâ göremiyormuş onu, Ama bedeni kurtulmuş. Uzun bir müddet sonra, Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye. Gelen giden yokmuş...
Kahrından ölecekmiş papatya. Ama işte bir sabah, Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış. Derin bir oh çekmiş. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş. Başka birisiymiş. Adamın elinde bir de makas varmış. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru Ne güzel açmışsın sen öyle demiş. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış. Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış... Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.
Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini, O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış. Bir de o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş, Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini. O, her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş. Belki, ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş, Ama onu asluında hep sevmiş. Papatya anlamış artık. Sevgi; emek istermiş... Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini, Teşekkür etmiş ona içinden.. Son yaprağı da kuruduğunda, Biliyormuş artık... Gerçek sevginin, söylemeden, Yaşamadan ve asla kavuşmadan Varolabileceğini...
Yazarı Bilinmiyor
| |
|
|
|
Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına. Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa Demiş ki suya: Gel sevdalım ol, Hayatıma anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş; Yüreğim sana armağan... Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına...
Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı... Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su...
Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları... Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu Bir gün gelmiş, suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın.
Ve o an anlamış; aşkın bazen gitmek olduğunu. Ama gitmenin yitirmek olmadığını.... Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.
İşte o zamandan beridir ki: Ateş sudan, su ateşden kaçar olmuş..
Ateşin yüreğini sadece su, Suyun yüreğini Sadece ateş alır olmuş...
Ç.S
| |
|
|
|  |
|
|
|

Genç adam kollarında bir buket çiçek, sahile koşarak geldi. Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler. Buram buram sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller...
Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, "Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi hep böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerinde rağmen ikisi de sevgisinden hiç birşey kaybetmemişti. Onları hiç birşey ayıramazdı... Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm...
Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Oysa o, her zaman kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü. Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denize dikti...
Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza olan aşkı gibi denizin de sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu... Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonra da gidip 2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari, onu bekletmemeliydi. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hâlâ yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Herşey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı... Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki, sevdiğine kavuşmak için can atıyordu...
Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu.
İşte hergün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı ? O zaman neden gelmemişti yine ?? Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır! Hayır, olamazdı. Sevdiğine birşey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki... O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına...
Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir hergün bu sahildeydi. Sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden bir damla yaş daha güllerin üzerine damladı. Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı... Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu... Genç adam ayağa kalktı, sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı...
Yazarı Bilinmiyor www.balca.net |
| |
|  | | | | | | |
|
|
Bundan yüzyillar önce deniz aşırı, çok güzel bir ülke varmış. Tabi her masalda oldugu gibi bu masalda da o ülkenin bir kralı ve tabii ki bir de prensesi varmis. Prenses dünyalar güzeli bir kızmış. Kral ona bakılmasını yasaklamış, her gün dolaşmak için saray muhafızları ile sarayın dışına çıkacağı ilan edildiginde halk eğilir ve gözlerini kapatır, ya da evlerine kaçışırmış. Onu görmenin bedeli ölümle cezalanmakmış.
Günlerden bir gün yine prenses dolaşmak için çıktığında; fakir bir köylü delikanlı herşeyi göze alarak başını kaldırmış ve prensesle göz göze gelmişler... O an fakir delikanlı prensese inanilmaz bir aşkla tutulmuş. Prensesin derin bakışlarının da boş olmadığını düşünmüş ve günlerce uyuyamamış. Fakir delikanlı ölümü bile göze almak pahasına, prensesi bir kere daha görmek için uğraşmış durmuş. Bu arada güzel prenses de onu tutulmuş onun zarar görmemesi için günlerce kendini saraya kapatmış. Sonunda dayanamayan fakir delikanlı her şeyi göze alarak gizlice sarayın bahçe duvarına tırmanmış ve prenses ile bir kere daha göz göze gelmişler. Fakir delikanlı hemen duvardan atlamış ve prensesle konuşacağı anda saray muhafızlarına yakalanmış. Kralın karşısına çıkarılan delikanli ölümle cezalandırılacağını bildiğinden krala prensese duydugu aşkını anlatmış.
Kral ölüm emrini vereceği anda prensesin yalvarışlarına dayanamayarak delikanlıya başka bir ceza vermeyi kabullenmiş.
Hemen bir gemi hazırlattıran kral, gidilebilecek en uzaktaki adaya bir fener yaptırmış ve fakir delikanlıyı da o adada yanlız yaşamaya mahkum etmiş...
Aradan bir kaç ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan delikanlı prensese olan aşkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya başlamış... Artık bütün martılar fakir delikanlının prensese olan aşkını anlamış ve yazdığı mektupları prensese götürmeye başlamışlar... Zamanla prensesin de yazmış olduğu mektupları fakir delikanlıya götüren martılar aracılığı ile iki gencin arasındaki aşk iyice büyümüş. Ta ki... Bir sabah sarayın bahçesinde kahvaltı yaparken prensesin odasının penceresine ağzında bir mektupla konan martıyı kralın görmesine dek. Tabii korkulduğu gibi olmamış... Martıların bile aracı olduğu İki gencin arasındaki büyük aşkı anlayamadığı için kendisinden utanmış ve ağlayarak kızına sarılan kral, hemen bir gemi göndertip fakir delikanlıyı getirtip kendisi ile evlendireceğini söylemiş.
Buna duyunca çok mutlu olan prenses hemen delikanlıya bir mektup yazmış ve olanları anlatmış. Bu arada mektubu götürmek için bekleyen martıya da tüm martıların düğünlerine davetli olduğunu söylemiş. Buna çok sevinen martı mektubu bir an önce ıssız adaya götürmek için yola çıkmış. Tam yolu yarılamışken yanından geçen bir kaç martı arkadaşına haber verip hepsinin düğüne davetli olduğunu söylemek için gagasını açtığında mektubu düşürmüş. Tüm martılar hep birlikte mektubu aramaya başlamışlar. Fakat bir türlü bulamamışlar...
Bu arada prensesten mektup alamayan aşık delikanlı, yazmış olduğu mektupları göndermek için bir tek martı bile bulamamış... Biraz ilerisinde uçuyorlar fakat yanına gitmiyorlar ve mektubu ariyorlarmış...
Prensesin kendisini artık unuttuğunu, istemediğini, martıların da onun için yanına gelmediğini sanan delikanlı üzüntüsünden sonunda kendisini fenerden kayaların üzerine atarak intihar etmiş. Olanlardan habersiz kralın gemisi adaya vardığında fakir delikanlının soğuk bedeni ile karşılaşmışlar...
İşte o gün bugündür, martılar o mektubu ararlar. Mektubu bulup, o inanılmaz sevgiyi geri getirebileceklerine, her şeyi düzelteceklerine, inanarak hep denizler üzerinde uçuşup dururlar.
 |
| | | |
| | | |
Simdi gitmek zamanıdır
Düsünmeden durmadan
tereddütsüz gitmek
Geride kalanlara
Ardına bile bakmadan
Üzülmeden darılmadan
Bitmişlerin gitmişlerin hesabını sormadan
Alıp gitmek basını uzaklara
Durmadan yorulmadan.
Hoşçakal..!
Herkes gibi biri olmanı yada hiç kimse olmanı istiyorum. Sesini duymak için telefonlara sarılmaktan vazgeçmek , ismini duyduğumda içimin titreyip,gözlerimin dolmasından kurtulmak istiyorum. Senin benim için herhangi biri olman ne kadar zor bir bilsen... zaten kolay ne vardı ki benim için? Sanki seni öldürmemle sevmem arasında hiç bir fark yoktu. Ve ben hep sevgim yüzünden cezalıydım. Hiç sonu olmayan bir yolda seninle yürümek ,saatlerce sana sarılı kalmak,sadece ama sadece bir kez olsun sana sarılıp uyumak,bir sabah gözlerimi açtığımda yanımda seni bulmak isterken ,sen sevgimle utanmamı sağladığın için galiba gerçekten ' BİRTANEYDİN ' ... İşte bu yüzden imkansızlığına hep inandım! Ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever olduğumda,sen benim her şeyim olduğunda ben senin için hiç yoktum! Bu yüzden yalnızlıklarım,ağlamalarım,özlemlerim canını hiç acıtmadı.
Sen beni hiç sevmedin! Ben seni seviyorum dediğimde Seni Seviyordum! Ben seni özlüyorum dediğimde Seni Özlüyordum! Ben senin için ölürüm dediğimde ben senin özleminden zaten ölüyordum... Ve şimdi senin hayatından gidiyorum... Ne zaman aralıkta bir yağmur yağsa, ben o köprü de olacağım, ne zaman bir parfümeriye girsem hala kokunu arıyor olacağım. Ben kaybettim... Sen kazandın! Artık sesimi duymayacaksın... Sana sımsıkı sarılmak istiyordum , kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek sana sımsıkı sarılmak istiyordum... Gelmedin! Gelsen yapabilir miydim bilmiyorum... Ben artık gidiyorum... Eğer hayatından çekildiğimi hissedersen ,bana sana geri dönmemem ve seni yeniden deliler gibi sevmemem için şans dile...
***_SeMiHeReN_***
ağlayamıyorum artık...
Tam saatinde uyanmıştım.. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar rahat uyudum sanırım. Saat sabahın sekiziydi, herşeyi kafamda planlamıştım bu gün özel bir gündü. Önce elimi yüzümü yıkadım sonra üzerimi değiştirip sofraya oturdum. Annem beni görünce şaşırdı, hayırdır sabah sabah böyle giyindin bir yeremi gideceksin diye sorduğunda ne çok isterdim senin yanına geldiğimi söyleyebilmeyi ama yapamadım, işim var anacığım deyip iki lokma atıştırıp çıktım evden. Zaman yavaş yavaş tükeniyordu.. Aklımda tek bir şey vardı bunu bana nasıl yapmıştın.
Bugün özeldi son kez seninle yaptığımız güzel şeyleri tek başıma yapmaya karar verdim. Önce sahile gittim sizin marketin tam karşısındaki duvara oturup denizi seyrettim. Marketi bırakıp kaçar gelirdin yanıma elimi tutar özlerimin içine bakıp ne güzel sözler söylerdin.. Sana aptal aşıklar gibi inanır gülümserdim..
Nereden bilirdim dilinin altında zehirli bir yılan beslediğini.. Aklımdan bunları geçirirken sana olan kinim bir kat daha artıyordu farkındaydım.. Bir an önce akşam olsada işimi halledip hayatıma devam etsem diyordum.. Hatırlar mısın? Kız kulasine birlikte gideceğimize söz vermiştik.. Çünkü duyumlarımmıza göre oraya kiminle gidersen onunla evlenirmişsin.. Birlikte gidip sonsuza dek birlikte yaşayacaktık.. Neler paylaşmıştık.. Biz evlenecektik çocuklarımız olacaktı.. Hep bunlar için dua ederdik. Allah'ım bizi hiç ayırma diye.. Saat epey ilerlemiş ne çabukta geçiyor zaman senin hayalinleyken bile.. Bu gün özel bir gündü.. Gidip senin için beğendiğim saati aldım sonra bir buket papatya benim sevdiklerimden.. Senin bana sürekli getirdiklerinden.. Zamanı tüketmiştim nihayet salondaki yerimi alıp oturdum.. Ne kadarda yakışıklıydın her zaman olduğu gibi.. Sana bakmaktan geline bakamamıştım yüzümü çevirdiğimde içimden canımı çekip aldılar ne vardı dedim bana bunu yapmasaydın.. Salonda kopan alkışla kendime geldim evet demişti gelin.. Benim yerimi aldığını birkez daha göstermek için evet demişti.. Gözlerim buğulandı ama ağlamayacağım.. Sıra sana gelmişti bir kez daha yüreğimi yüreğimi kanatan, beni için için yakan, canımı parça parça aden evet kelimesini bu kez< senden duymuştum.. Her dğünde olduğu gibi takı merasimi yapılacaktı. Sıraya girdim ve bekledim ölümü bekler gibi, son arzusu yerine getirilsin diye bekleyen mahkumlar gibi bekledim.. Ve nihayet sıra bana gelmişti. Karşında beni görünce rengin bembeyaz olmuştu.. Kim bilir neler geçti içinden birlikte gezdiğimiz mutlu olduğumz anlarmı yoksa beni nasıl sırtımdan vuruşunmu. Çiçekleri geline uzatırken bunları düşündüm ne kadar güzel çiçekler dedi '' evet sevdiğim bir zamanlar bana alırdı bu çiçeklerden '' dedim. biraz şaşkın bakıp kalabalığın gürültüsüne tekrar karıştı aklı, saati koluna takarken ellerim titredi saatle birlikte birde not vardı avucumda kimse görmeden usulca eline bıraktım ve sana son kez doyamayasıya bakıp oradan ayrıldım.
Artık bitmişti öyle değil mi? Sen artık sonsuza dek başkasına ait olarak yaşayacaksın. Bense tıpkı o kağıda yazdığım gibi... sahi ne yazdığımı merak ettiniz değil mi? Aynen şöyle yazıyordu:
Geline verdiğim çiçekler ben ölünce solsun
Kolundaki saat ben unutulunca dursun
Şu andan itibaren içinde sonsuza dek acı olsun
yepyeni bir hayata başlıyorum artık SEN YOKSUN...!!!
|